Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü? Toplumsal bir aynanın içinde görünmeyen bağlar
İstanbul’da yaşayan, 29 yaşında bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak gündelik hayatın içinde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, insanların ilişkiler üzerinden nasıl sınıflandırıldığı. Bu şehirde sabah metrobüse binip akşam eve dönerken sadece mesafeler kat edilmiyor; aynı zamanda insanların kimlerle yan yana durduğu, kimlerle yürüdüğü, kimlerle vakit geçirdiği üzerinden sessiz ama güçlü bir değerlendirme ağı da sürekli çalışıyor. Bu yüzden “Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” ifadesi yalnızca bireysel bir uyarı değil; toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından çok katmanlı bir gerçeği işaret ediyor.
İlişkiler üzerinden kurulan görünmez toplumsal yargılar
Günlük hayatta insanların birbirini değerlendirme biçimleri çoğu zaman doğrudan söylenmez. Bir bakış, bir mimik ya da yarım bırakılmış bir cümleyle anlaşılır. Özellikle “Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” düşüncesi, bireylerin sosyal çevresinin onların kimliğini belirlediği varsayımına dayanır.
Bir genç kadının gece saatlerinde arkadaşlarıyla dışarı çıkmasıyla ilgili yapılan yorumlar, bir erkeğin daha “sert” veya “riskli” gruplarla vakit geçirmesinin ona yüklediği “güçlü” ya da “tehlikeli” etiketler, aslında toplumsal cinsiyet rollerinin ne kadar içselleştirildiğini gösterir. İnsanlar çoğu zaman bireyi değil, bireyin yanında görünen kişileri yargılar.
Bu durum özellikle kadınlar için daha baskın bir şekilde işler. Kadının “kimle gezdiği” onun karakterinden çok daha hızlı yargılanır. Erkekler için ise çoğu zaman bu ilişkiler güç, statü veya tehlike algısıyla okunur. Oysa sokakta gördüğüm gerçeklik, bu basit kalıplardan çok daha karmaşıktır.
Toplumsal cinsiyetin görünmeyen baskısı
Toplu taşımada sıkça karşılaştığım bir sahne var: Bir grup genç kadın birlikte oturuyor, kendi aralarında kahkaha atıyorlar, telefonlarında bir şeyler paylaşıyorlar. Yanlarında oturan bazı kişiler ise onları “fazla rahat”, “fazla sesli” ya da “fazla görünür” bulabiliyor. Burada mesele yalnızca davranış değil; kimlerle birlikte olduklarının ve nasıl bir “grup” oluşturduklarının algılanması.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” cümlesi bu noktada kadınlar için bir kontrol mekanizmasına dönüşebiliyor. Kadının özgürlüğü, çoğu zaman çevresindeki insanların kimliği üzerinden sınanıyor. Bu, yalnızca bireysel bir deneyim değil; kültürel bir denetim biçimi.
Erkekler açısından bakıldığında ise durum farklı ama benzer derecede baskılı. Özellikle genç erkeklerin belirli mahallelerde ya da belirli sosyal gruplarla birlikte görülmesi, onların potansiyel tehlike olarak kodlanmasına neden olabiliyor. Bu da sosyal dışlanmayı ve ön yargıyı besliyor.
Çeşitlilik ve görünürlük meselesi
İstanbul gibi çok katmanlı bir şehirde çeşitlilik aslında günlük hayatın doğal bir parçası. Farklı etnik kökenler, farklı yaşam tarzları, farklı ekonomik sınıflar aynı metro hattında yan yana gelebiliyor. Ancak bu yan yanalık her zaman kabul edilmiş bir eşitlik anlamına gelmiyor.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” yaklaşımı, çeşitliliği bir zenginlik olarak görmek yerine çoğu zaman bir risk unsuru olarak konumlandırıyor. Farklı kimliklerin bir araya gelmesi, bazı gözlerde “uyumsuzluk” olarak algılanabiliyor.
Oysa sokakta gözlemlediğim birçok sahnede bunun tam tersi bir gerçeklik var. Örneğin sabah işe giden farklı sosyoekonomik gruplardan insanların aynı otobüste yan yana oturması, birbirine görünmez şekilde uyum sağlama çabasını gösteriyor. Kimse kimseyi seçmiyor ama birlikte var olmayı öğreniyor.
Gündelik hayatta küçük ama etkili karşılaşmalar
Bir gün Beşiktaş vapur iskelesinde beklerken, farklı yaş gruplarından insanların yan yana beklediğini gözlemlemiştim. Bir yanda üniversite öğrencileri, diğer yanda işine yetişmeye çalışan beyaz yakalılar ve biraz ötede yaşlı bir çift. Hepsi farklı sosyal çevrelerden geliyordu ama aynı anda aynı alanda bulunuyorlardı.
Bu tür karşılaşmalar aslında çeşitliliğin doğal hali. Ancak toplumsal algı, bu doğal hali çoğu zaman kategorilere ayırma eğiliminde. “Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” düşüncesi burada da devreye giriyor ve bu yan yanalığı bir anlam yükleme çabasına dönüştürüyor.
Sosyal adalet perspektifinden ilişkiler
Okumaya Değer: Kim Vakfı kimin ?
Sosyal adalet açısından bakıldığında, bireylerin kimlerle ilişki kurduğuna göre değerlendirilmesi ciddi bir eşitsizlik üretir. Çünkü bu yaklaşım, bireyin kendi deneyimlerini, seçimlerini ve koşullarını geri plana iter.
Sivil toplum alanında çalışan biri olarak şunu çok net gözlemliyorum: İnsanlar çoğu zaman ait oldukları çevreler üzerinden etiketleniyor. Bir genç, belirli bir mahallede büyüdüyse ya da belirli bir arkadaş grubuyla vakit geçiriyorsa, onun eğitim düzeyi, potansiyeli veya niyeti bile bu çerçeve üzerinden okunuyor.
Bu durum sosyal hareketliliği de etkiliyor. İnsanlar “yanlış” çevrelerde görülmemek için kendilerini sınırlayabiliyor. Bu da görünmez bir baskı yaratıyor.
Mahalle, sınıf ve görünmeyen sınırlar
İstanbul’da mahalle kavramı hâlâ çok güçlü. Bir kişinin hangi semtte yaşadığı, kimlerle vakit geçirdiğini doğrudan etkiliyor. Ancak daha önemlisi, bu durum dışarıdan nasıl algılandığını da belirliyor.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” yaklaşımı burada sınıfsal bir filtreye dönüşüyor. Belirli çevrelerden gelen insanlar, diğer çevrelerle bir araya geldiklerinde bile sürekli bir açıklama yapma ihtiyacı hissedebiliyor.
Otobüste yan yana oturan iki kişinin konuşmasında bile bu fark hissedilebiliyor. Biri iş çıkışı yorgunluğundan bahsederken diğeri daha farklı bir yaşam ritminden söz edebiliyor. Ancak bu farklar bir zenginlik olarak değil, çoğu zaman bir mesafe olarak algılanıyor.
Güvenlik algısı ve sosyal dışlama
Toplumda güvenlik algısı da bu ilişki ağları üzerinden şekilleniyor. “Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” cümlesi, çoğu zaman bir uyarı gibi sunulsa da aslında belirli grupları potansiyel risk olarak kodlayabiliyor.
Bu durum özellikle gençler için belirgin. Belirli bir arkadaş grubuyla görülen gençler, o grubun stereotipleriyle birlikte değerlendiriliyor. Bu da bireysel kimliğin görünmez hale gelmesine neden oluyor.
İstanbul’un sokaklarında gözlemler
İstanbul’da sokakta yürürken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, insanların sürekli bir “yan yana gelme” ve “ayrışma” hali içinde olması. Taksim’de, Kadıköy’de, Esenler’de ya da Üsküdar’da fark etmiyor; insanlar sürekli bir aradalık ve mesafe arasında gidip geliyor.
Bir gün metrobüste, farklı yaşlardan ve farklı sosyal gruplardan insanların aynı yoğunluk içinde sıkıştığını gözlemlemiştim. Kimse birbirini seçmiyor ama herkes bir şekilde birbirinin alanına giriyordu. Bu fiziksel yakınlık, sosyal mesafeleri daha görünür hale getiriyordu.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” düşüncesi tam da burada, bu yakınlık içinde ortaya çıkan algılardan besleniyor. İnsanlar birbirine temas ettikçe, birbirini daha çok kategorize etme eğilimine giriyor.
İş hayatında ilişkilerin görünmeyen ağı
Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda da benzer dinamikler gözlemlenebiliyor. İnsanlar birlikte çalıştıkları ekip arkadaşlarıyla kurdukları ilişkiler üzerinden değerlendirilmekten kaçamıyor. Özellikle proje bazlı çalışmalarda, kimlerle daha yakın çalışıldığı bile bazen yanlış yorumlanabiliyor.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” ifadesi burada profesyonel alana da sızıyor. Oysa iş ilişkileri, profesyonel sınırlar içinde değerlendirildiğinde anlamlıdır. Ancak toplumsal algı bu sınırları çoğu zaman bulanıklaştırır.
Sonuç yerine değil, devam eden bir gözlem
İnsan ilişkileri hiçbir zaman tek bir çerçeveye sığmaz. Kimle vakit geçirildiği, kiminle arkadaşlık edildiği elbette bireyin hayatını etkiler ama bu etki çoğu zaman sandığımızdan daha çok toplumsal algılar üzerinden şekillenir.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin çünkü?” sorusu, aslında bireyin değil toplumun nasıl düşündüğünü anlamak için bir anahtar gibidir. Çünkü bu soru, kimin görünür, kimin görünmez, kimin kabul edilir, kimin dışlanır olduğunu belirleyen geniş bir mekanizmanın parçasıdır.