Domuz Öldürmek Caiz Midir? Bir İkilik Hikâyesi
Kayseri’de bir yaz akşamıydı. Havanın sıcağı, yavaşça yerini serinliğe bırakıyordu, ama içimde bir şeyler bir türlü soğumuyordu. O anı hatırlıyorum; çok basit bir şeydi aslında, fakat sonrasında düşündükçe derinleşen bir meseleye dönüşmüştü. O yaz akşamında, sokakta bir grup çocuk domuz besliyordu. Belki de farkında bile değildim, ama yıllarca süren bir içsel yolculuğun başlangıcına imza atıyordum. O sırada zihnimde tek bir soru belirdi: Domuz öldürmek caiz midir?
Beni belki de en çok etkileyen şey, sorunun sadece bir dini meseleyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kültürel, etik ve vicdani bir tartışmayı da doğurmasıydı. Ve o gece, içimdeki karmaşaya ilk adımı atmıştım.
—
İlk Karşılaşma: Domuz ve Ben
Hayatımda ilk kez bir domuzla karşılaştım. Kayseri’nin biraz dışında, köyde bir akrabamın çiftliği vardı. İsmail Amca, bu işlere meraklı bir adamdı. O zamanlar sadece basit bir çocuk gibi bakıyordum dünyaya. Hayvanlar, onların ihtiyaçları, yaşam biçimleri… Hepsi bana uzak geliyordu. Ama bir gün, İsmail Amca’nın çiftliğine gitmek zorunda kaldım. İçeride farklı hayvanlar vardı, ama domuz, beni o kadar etkiledi ki. Belki de bu bir içsel çatışmanın başlangıcıydı.
Domuz, o ana kadar sadece televizyonda ya da kitaplarda gördüğüm bir hayvandı. Ama gerçek hayatta, biraz da ne olduğunu tam anlayamadığım şekilde yanına yaklaşmak zorunda kalmıştım. Domuz, kocaman burunlu, iri ve tüyleriyle oldukça farklı bir varlık gibi gözüküyordu. Tuhaf bir şekilde ona bakarken, kalbimde bir sıkışma hissetmiştim.
O an, bana bir soru sordum: “Bu hayvanın varlığı neden böyle bir yargıya tabi tutuluyor?” Kültürel bir ayrım, dini bir yasak, ya da sadece korku muydu?
İçimdeki ses, “Bunlar sadece kurallar,” diyordu. Ama yine de bir his vardı. Onu öldürmenin bir “günah” olup olmadığı sorusu, o an kafamda dönüp duruyordu.
—
Duygular Arasında Bir Çelişki: Vicdan ve İnanç
Kayseri’de büyümüş biri olarak, dini kurallarla iç içe bir hayatım olmuştu. Kuran-ı Kerim’deki domuz yasağını çok iyi bilirdim. “Domuz eti haramdır” denirdi her zaman, ve buna sıkça tanık olurdum. Ama bir yandan da, domuzun aslında ne kadar ilginç bir hayvan olduğunu fark ediyordum. Belki de bana, içinde bulunduğum ahlaki ikilemin bir anlamı vardı. İçimdeki vicdan sesleri, sadece dini kurallarla cevaplanamayacak kadar karmaşıktı.
Bir gün, o akrabamın çiftliğinde başka bir arkadaşım vardı. Cengiz. O, “Domuz öldürmek caiz değildir” derken, içinde bir “doğru” arıyordu. Ama ben, bu düşüncenin “doğru” olamayacak kadar yüzeysel olduğunu hissediyordum. O an gerçekten içimi parçalayan şey, vicdanımın bana verdiği cevapları anlamamdı.
“Bir hayvanın yaşamı, bir başka insanın inancından, ya da geleneğinden daha mı değerli olmalı?” diye sordum kendime. İçimdeki vicdanım, “Evet, elbette,” diyordu. Ama içimdeki insan, “Hayır, tüm canlıların yaşam hakkı var. Biz sadece birer parçayız,” diye sesini yükseltiyordu.
—
Kaybettiğim Cevaplar: İçimdeki İkilem
Cevapsız kalmıştım. Kaybolmuş, hüsrana uğramış bir şekilde orada duruyordum. “Domuz öldürmek caiz midir?” sorusunun cevabı, bir süre sonra bana hiçbir şey açıklamıyordu. Herhangi bir dini, kültürel, ahlaki veya vicdani kalıpların içinden geçerken, doğruyu bulmaya çalışmak, her adımda biraz daha kaybolmamı sağlıyordu.
Çünkü sorum sadece bir dinî meseleye indirgenemezdi. Bu, bir insanın bir canlıyı öldürme hakkını sorgulamak demekti. Sadece bir yasa değil, bir vicdan sorgusuydu. Sonunda bu soruya yanıt bulamadığımı fark ettiğimde, bir tür hayal kırıklığına uğradım.
Ama bir yandan da, “Acaba gerçekten ‘caiz’ olup olmadığı beni mi ilgilendiriyor?” diye sorgulamaya başladım. İçimdeki insan tarafı, hayvanları korumam gerektiğini söylüyordu. İçimdeki mühendis, ahlaki ve dini ölçütlere, kurallara uygun hareket edilmesi gerektiğini savunuyordu.
—
Sonuç: Zihnimdeki Barış
Günler geçtikçe, içimdeki ikilem de derinleşti. O günden sonra, bu soruyu yeniden sormaya başladım: Domuz öldürmek caiz midir? Ama artık bu soru sadece bir dini ya da kültürel anlam taşımıyordu. O gün içimdeki vicdanla tanıştım. Gerçekten bir şey öldürmenin “caiz” olup olmadığı, başka bir insanın inançlarıyla çizilen bir sınırda kalmıyordu. Bu, daha çok yaşamın kendisiyle ilgiliydi.
Kayseri’nin sıcağında, akşamları tarlada çalışırken, bu mesele bir kez daha aklıma geldi. İsmail Amca’nın çiftliğinden, oradan bir şekilde uzaklaşmak zorunda kaldım, ama o gün, içimdeki ikilemi tam olarak çözemedim. Ancak bir şey öğrendim: Bazen vicdanın soruları, basit bir yanıtla geçiştirilemez. Zihnimdeki barışı, kendi içimde bulmam gerekiyordu. Kendi yaşamımın doğrularını, kendi kalbimdeki yankılardan çıkararak bulacaktım.
—
Sonuç Olarak
O yaz akşamının sonunda, domuz öldürmenin caiz olup olmadığını bir kez daha düşünerek, kendi içimde bir huzur bulamadım. Ama fark ettim ki, bu soru beni sadece bir dini meseleyle değil, hayatın anlamı, değerleri ve vicdanla ilgili derin düşüncelere sevk etmişti. Sonunda, belki de doğru cevap, her bireyin kendi vicdanında bulacağı bir cevap olmalıydı.